Sanal Sanılanlar

4 Aralık 2009 Cuma






SANAL SANILANLAR

Sanmak... Varsaymak...


Yok; ama var. 


Ya yoksa? Ya varsa? Var mı yok mu?    


Yok ise nasıl var? Var ise nasıl yok? Yazı tura gibi... Papatya falı misali...


İnternetin dünyayı ufacık yaptığı andan itibaren var bu tartışmalar. Web sayfalarında yazanlar, sohbet pencerelerinde tanışanlar, mikrofonlarla konuşanlar varlar ile yokların ikilemindeler nedense. 


Açalım biraz...


İnternet yok iken sanal kavramı var mıydı?


Sanal değil; ama sanmak sözcüğü vardı. "Sanırım ki" ya da "Sanıyorum ki" denirdi. Sanmış olsa da o gerçek idi ve sadece tahmindi yaptığı.


Çok geçmişlere gidelim. Çocukluk yıllarımıza... Hangimiz yaşça bizden çok büyük bir komşumuza, için için âşık olmadık ki? Hangimiz o aşkı yüreğimizde besleyip büyütmedik? Hangimiz ilkokulun minicik sıralarında, karşımızda veya yanımızdaki, biz gibi minicik arkadaşımıza büyük düşlerle sevdalanmadık? Hangimiz ilk sevdaları o yıllarda hissetmedik?


Bilinmezdi o yıllarda "Sanal" sözcüğü. Bilinse inanın asıl sanal sevdalar onlardı işte. Olmayacak, hayalde kalacak olgulardı. Sanılanlardı...


Bazen öğretmene bile âşık olunurdu mini mini çocukken... Öğretmen vardı ve canlıydı. Ama o aşk sanaldı. Öğretmenin canlı oluşu o minnacık yürekteki sevdayı gerçek yapmıyordu ki. Var olmak, dokunulmak gerçek olmaya yetmiyordu.


Mertlik bozuldu mu tartışılır ama daha sonra internet icat oldu... İnsanlar parlak camlı ekran ardından sohbetlere başladılar. Tanışmalar oldu, arkadaşlıklar ve dostluklar kuruldu, yeni sevgilere yelkenler açıldı. Bunlarla birlikte "Var-yok" ya da "Sanal-gerçek" ikilemleri başladı.


İnternetin ilk anından itibaren bu güzellikten yararlanan bir kişiyim. İnanın 5 duyunun hepsine de sahibim. Bildiğim kadarıyla zekâm da var. Giysileri kimsenin yardımı olmadan giyebiliyor, çıkarabiliyorum. Masaya konan yemekleri de yiyebiliyorum. Su içiyor, düşünüyor, okuyor, yazıyorum. Varım ve gerçeğim. Tıpkı ekranın gerisinde bulunan milyonlar gibi...


Yazan parmaklarım gerçek... Yazdıran beynim, duygularımı parmaklarıma aktaran gönlüm, ekrandaki görüntüm, mikrofondaki sesim gerçek… 


Sanalım yine de bazılarına göre!


Hadi canım sen de!


Gerçek denilen günlük hayat ile sanal denilen ekran gerisine, birkaç kazma daha vurup, az daha derinleştirelim konuyu.


Kişilerin görüntülerinin, giysilerinin, ses tonlarının, hareketlerinin karşısındakini etkileyebilmesi için provalar yaptığı, maskeler taktığı günlük hayatla, nasıl olsa görünmüyor düşüncesiyle en olmadık giysilerle oturulup, görselliğin dert olmadığı ekran gerisine bakalım.


Bir yanda kişi, günlük hayatında ortama göre olduğunun dışına çıkacak, kibarlaşacak, narinleşecek, maskenin en güzelini takacak, karşısındakini o maskesiyle etkileyecek; diğer yandaysa ekran gerisinde, asıl kişilik, asıl öz, maskesizce, endişesiz, asıl olduğu gibi, kendisi olarak ortaya konacak...


Yalancıysa özünde; yalan söyleyecek... Küfürbaz ise kişiliğinde; küfredecek... Kibar ise asıl karakterinde; harika sohbet edecek... Yani siz onun aslını, yazılarında hissedeceksiniz; ama alışılagelmiş bir tabir diye, ya da eskiden beri birileri böyle düşünmüş diye, o düşünceleri hiç analiz etmeden kabullenecek, yine de o kişinin ya da kişiliğin adına sanal diyeceksiniz...


Günlük hayatında, taktığı maske ile özünden uzaklaşıp çok başka kişiliğe bürünen, böylelikle sahte kişilikle insanları etkileyenler gerçek kabul edilecek; ama kişiliğini maskesizce ortaya serip, asıl özü ile gerçeğini gösterenler de sanal... 


Ne hoş hayat!


İster ekran gerisinde, ister günlük hayatta... Özünü ortaya koyan kişilik sahibi insan gerçektir bana göre...


Hatta yorumlarını bir şekilde isimsiz yazanlar bile… Hatta yorumlarında adlarını isimsiz olarak niteleyenler bile… Belli ki onların da bir gizlenme nedeni, bir amacı vardır. Tıpkı TV programlarına ya da sohbetlerine isimsiz telefonlarla katılanlar kadar gerçek…


Ama biliriz ki ne TV programında ne de başka yerdeki isimsizler çok az kişi tarafından bilinip hoş karşılansa da çok kişi tarafından hoş karşılanamıyor.


Tekrar edeyim ki; ister ekran gerisinde, ister günlük hayatta, özünü ortaya koyan kişilik sahibi her insan gerçektir bana göre...


Maskeyi günlük hayatında ya da ekran gerisinde kullanansa, sanalın ta kendisi…


Not: Kısıtlı bir sayfada ancak bu kadar... Aslında bu konunun genişçe tartışmaya açılmasını  gerektiğine inananlardanım. 

6 yorum:

sihirliyazilar dedi ki...

Kısmet burada da karşılaşmakmış. Sonunda ben de burda buldum kendimi. Sizi bilmem aama ben hala blogcuya giriş bile yapamıyorum, inanır mısınız?..
Yazınıza gelince; hiç bu yönden düşünmemiştim sanal-gerçek kavramlarını. Bir tarafta, gerçek hayatta ortama göre maske takıp sanallaşanlar; öte yanda internette dürüstçe gerçek karakterini ortaya koyarak, aslında 1. gruptakilerden daha gerçek olanlar.. Haklısınız; insanın yazıları, çoğu zaman karakterini ele veriyor zaten. Ama bu blog yazanlar için geçerli. Yani kim duygusal,kim romantik, kim acımasız ya da duygusuz, kim merhametli vs. biliyoruz bunları artık. Hatta siyasi ya da dini görüşler bile ortaya çıkıyor. Gerçek hayattan daha güzel tanıyoruz belki de burda birbirimizi... Ama blog yazmayanlar için öyle düşünmüyorum. Anlık mesajlaşma programlarında tesadüfen karşılaşılan insanların bir kısmı dürüst olabilirse de kendini olduğundan farklı tanıtan birçok kişi çıkabiliyor. Hatta bu konuda çok komik bir karikatür gönderdiler geçen gün bana. Görmenizi isterdim. :)) Sevgiler.

jadore dedi ki...

Hoşgeldin diyecek kadar eski değilim, hoşgeldik mi desem acaba :)

Herşey gönlünce olsun..

hasretsenfonileri, dedi ki...

Hoşgeldin demiyorum sana sevgili suskunadam...Çünki hep aklımda fikrimdeydin..her düşündüğümde hemen yanıbaşımda bulduğum.. hiç bir yere gitmeyen.. göndermediğim!
Sanki bir orkestra kuruluyor diye düşünüyorum..Sulukulenin curcunasından kaçanların, enstrümanları olan değerli kalemleri ellerinde koşup geldiği bir arenada, bir orkestra kuruyoruz.. farkında mısın?
Tam da bugünlere denk düşen bir duygumu dile getirmişsin adı "sanal" olan.
Son derece doğru ve gerçek bulduğum ifadende bir fiske tuzum olsun isterim..
Ben, mertçe resmini (son hali ile)basıp tanınmaktan ve görüntülenmekten korkmayanı "sanal" bulmuyorum..
Ve o ender kişiyi önemsiyorum..
Haksız mıyım hocam?

newbahar dedi ki...

Sanal kavramı evrende bulunan elementler gibi. Varlıkları bariz ama görünürde yoklar. Ama internet ortamında bizler var olduğumuzun farkındayız, görünmesekte görünür bi yapıda olduğumuzu biliyoruz.
İnternetin hep faydalı yönleriyle iç içeyiz ve o yüzden bloglarda kurduğum dostlukları gerçek hayatımda ki kadar önemsiyorum. Aylardır tanıdığım insanların yüzlerinde maske olduğunu da düşünmüyorum. O yüzden rahatım. İsimsiz yorumlar ise onlar ancak korkakların işi.
Sanal kavramı her nerde ne şekilde kullanılırsa kullanılsın bana göre önemli değil.
Okumayı sevdiğim için kalemine hayran olduğum insanların var olduğunu biliyorum ve beni sanal görenler içinde yazmayı sevdiğim için yine ben gerçeğim.
Biraz karışık mı oldu ne:) Güzel bir hafta sonu dilerim.
Sevgi ve selamlar

yagmurzerresi2 dedi ki...

konuyu farklı yerlerden ele almıssınız gercekten cok eskılere gıdıp düşünmemıstım bunu ama aynı fıkırde oldugumuz kanaatındeyım
sevgılerı saygılar

suskunbiradam dedi ki...

Sihirliyazılar...

İlk bölüm düşünceleriniz tamam... Aynı düşünüyoruz. Sonlardaki anlık mesajlaşmalara gelince... :)) Şimdi bir düşünün... Yolda ilk kez biri ile karşılaşıyorsunuz. Kısa kısa derdini anlatıyor. Sizce anlattıkları kesin doğru mu? :) İşte internette de anlık mesajlaşmalar, tıpkı yolda ilk karşılaştığımız adam gibidir bence :) Bu arada; o karikatürü görmek isterim :)) Sevgiler...

Jadore...

Blogcudaki beni getirenden sonraki ilk arkadaşım ve daim arkadaşım. Artık buradayız.. Biraz da orda.. Sonra burda.. Karıştı değil mi trafik... Ben bu Blogcu yüzünden ne hallere düştüm bilsen... :) Eskiden sadece Blogcuda idim... Bu hale gelince, anladım ki tek yere kalmamak lazım. Nice yerlere gittim nice... :) Evet hoşgeldik ve hoş da bulduk :))) Sevgiler...

Jadore'ye Not: Senin 2 satıra bak ben kaç satır yazdım :))

Hasretsenfonileri...

Resmi de olmasa (Çünkü benim yok burda... Çok çirkinim... Koymaya utanıyorum)ruhunun resmi var ya değerli dostum :)Şaka bir yana her sözcüğünüze katılıyorum... Saygı, sevgi ve selamlarımla...

Newbahar...

Sanala kimyasal bir gerçeklik kondurmak yakıştı sana... Kalemine hep saygı duyduğum kişisin... Ben de sana güzel bir hafta diliyorum... Sevgi ve selamlarımla...

Yagmurzerresi2...

Aynı fikirde olduğumuz çok belli... Blogcudaki yazılar ve yorumlardan sevgili Yağmur... Sevgiler...

Yorum Gönder