Bir Daldı Ispanak

9 Ocak 2010 Cumartesi



Başı önde idi. Uzunca saçları rüzgârın etkisiyle öylesine dağılmıştı ki; birbirine düğümlenmiş dense yanlış olmazdı. Farkında değildi ki saçlarının. Hatta içine akıtmaya büyük çaba gösterdiği, dıştan belli olmasın istediği gözyaşlarının nereye aktığını bilemeyecek kadar ruhsuzdu bu anda. Adımları çok yavaş, çok sessizdi.

Oysa sahnede gibi hissediyordu kendini. Öğrencilerinin, seyirci koltuklarında hüzünle izlemeye geldikleri tiyatro sahnesinde... Güldürmek istiyordu,


"Anlamasınlar hiç birşey." diyordu içinden. Okul sıralarındaki gibi mini mini olsunlar, söz dinlesinler, hayat dersi alsınlar düşüncesi geçiyordu ruhunun derinlerinde. Bu yüzden içine akıtıyordu gözyaşlarını. Bu yüzden sessiz adımlarla yürüyor, onlar duymasın, onlar görmesin istiyor, ruhundaki sızıları, ruhsuzluk gömleği ile gizlemeye çabalıyordu.

Neyse ki kaldırımdaydı ve neyse ki son varlığı olan evinin bulunduğu apartmanın kapısına az kalmıştı. Şöyle bir baktı kafasını kaldırıp... Akşam karanlığı başlamış gibiydi.


İyi ki de alacakaranlıktı. Aydınlık olsa, uzamış sakallarını, kravatsızlığını gören olsa ne derdi? "Yalancı! Yıllarca bize temiz olun, traş olun, uygar olun, kravat takın diyen yalancısın sen!" diyerek haykırmazlar mıydı?


İrkildi birden, döndü gerçeklerine. Elindekine baktı acı acı. Tüm parasını verdiği, küçücük poşetteki solmuş ıspanaklardı elindeki. Çocuklar istemişti… Sıklaştırdı adımlarını. Üşümeye de başladı. Rüzgâr kırbaç gibi çarparken bedenine, teninin buz gibi olduğunu hissetti. Ruhunda ateş, teninde soğuk hissi... Dışı ile içinin tezadıydı işte bu…


Apartmanın kapısı açıktı neyse ki. Zile basamayacak kadar üşüyordu. Bir an önce içeri atmak istedi bedenini. Kocaman bir adım atarak girdi içeri.


Asansör son kattaydı ve bekletiyorlardı. Hafifçe vurdu asansörün boyası yer yer solmuş kapısına. Kapı da kendisi gibi solmuştu. Yavaş yavaş inmeye başladı asansör. Dayanamayacak gibi idi beklemeye.


Açıldı kapısı asansörün. Üst kat komşularının küçük, haylaz oğlu idi inen. Çok severdi. Cana yakın, tatlı dilli bir çocuktu. Her karşılaştıklarında gülümser, elini açar, çikolatasını beklerdi. Bir aydır veremediği için çocuk düz geçip gitmişti.


Bindi asansöre. Düğmeye bastı çıkacağı kat için. Hafif sallanarak hareket etti asansör. Yere ilişti gözü. Bir dal ıspanak vardı asansörün tabanında. Farkında olmamışlar, tepelemişler, soldurmuşlardı.


Elindeki ıspanak poşetine baktı. Sonra yerdeki tek dal, solmuş, ezilmiş ıspanağa baktı. Alsa, poşetine koysa kimsecikler görmezdi. Bir lokma daha artardı belki evde pişecek yemek.


Eğildi almak için. Öylece kaldı, kımıldayamadı sanki... 


"Ne utanmaz bir adam oldum" dedi içinden. Daha birkaç ay önce arabasına çocukları ile binip, su sesi eşliğinde yedikleri yemeklerin bitmediğini, garsonun soğudukça götürüp yerine başka yemekler getirdiğini hatırladı. Hatta masalarına iyi baksın diye verdiği yüklü bahşişleri getirdi gözünün önüne. Çocuklarının mutlu, cıvıl cıvıl sesleri kulaklarında çınladı.


Araba yoktu şimdi. Garsonun bolca götürdüğü yemekler yerine, zorla alınmış solmuş ıspanak vardı elindeki poşette. Ve yerde de ezilmiş bir dal ıspanak...

Bir lokma artacağını düşündü yeniden… Almalıydı. Muhtaçtı bu bir dal ıspanağa.


Ya kendisine saygısı ne olacaktı? Bir lokma için ruhunu mu satacaktı?


Hafif hafif eğiliyordu almak için. Yeniden doğruluyordu almadan. Saniyeler geçiyor, ruhundaki savaş bitmiyordu.


Bir daldı ıspanak... Ezilmiş de olsa fazladan bir lokma idi. Verdi kararını...


Eğildi almak için. İyice eğildi. Uzattı elini asansörün tabanına...


Evinin katına gelmişti asansör. Titreyerek ve sallanarak durdu. İç kapının açılış sesi duyuldu. Işık dıştan görüldü. Kapı açılmadı...


Ta ki karşı komşularının çocuğu, aşağı inmek için asansörün kapısını açıp, haykırışıyla apartmanı inlettiği ana kadar açılmadı asansörün kapısı.


Çocuk açtığında kapıyı, titreyen bir elde ezilmiş bir dal ıspanak duruyordu...

Bir daldı ıspanak...


24 yorum:

tufan dedi ki...

Evet ne acı bir gerçek değilmi sevgili Üstad.
Bir yanda yarını düşünmeden yaşama kaygısı,bir yanda canım ülkemin yaşadığı gerçek hayat hikayesi.
Aslında etrafımızda o kadar çok'ki bu resmettiğiniz tablo saatlerce anlatılsa bitmez insan şöyle bir bir düşünüyorda,neydik ne olduk!
Saygılar üstadım,selamlar sevgiler.

hasretsenfonileri, dedi ki...

insanın "dışı" ile "içinin" tezatı.. çok net ama çok diplerde anlatılmış.. ve ne güzel anlatılmış!
teşekkürler sevgili dost.

bilge dedi ki...

maalesef hep aynı yaşam düzeyinde gideceğimizi ,aynı hayat standartlarında yaşayacağımızı sanırız.Bize bahşedilen veya emeğimizle kazandığımızı hoyratça savurursak hayat da bize hoyratça davranır içim acıdı öyle çok ki etrafımızda ..paylaşımın için teşekkürler..

hikayelerdirgeriyekalan dedi ki...

çok hüzünlüydü...
yaşanmış bir öykümü? hayal mi?
kaleminize,emeğinize sağlık...Sevgiler

ÇOBAN YILDIZI dedi ki...

Gerçekten hüzün verici. Ama her birimiz çoğu zaman sahip olduklarımızı sarfetmek konusunda şuursuzca hareket etmiyor muyuz? Sadece para değil; kimi zaman arkadaş,kimi zaman eş,evlat,anne,baba,kariyer...Dönüp baktığımızda yitip gidenleri görmek, var iken yokları saymak ,çaresizce o anı izlemek zorunda kalmamayı diliyorum her birimiz için.

Sevgilerimle.

newbahar dedi ki...

Öyküyle ilgili birsürü deyim ve atasözü geldi aklıma. Tek tek saymak olmaz elbet. Siz tahmin edersiniz.
Yaşam; bizim için yazılmış senaryo...Ah o içimizdeki kavgalar!! Gurur yaptığımız ve gururumuza yenildiğimiz zamanlar...
Bir dal ıspanağın bizde yarattığı düşünceler silsilesi... Sanırım son perde epey bi gözümün önünden gitmeyecek.
Selamlar

Recep Altun dedi ki...

Yere düşen bu bir dal ıspanağın yerden alınması ile birlikte hem nimete olan saygımızı tamamlamış oluruz hem de israf edilmesini önlemiş oluruz. Öte yandan, Alemlerin Rabb'i olan Allah; "kimseyi gördüğünden geri koymasın ve açlıkla terbiye etmesin" diye ettiğimiz duadaki hem inancımızı pekiştirmiş hem de samimiyetimizi göstermiş oluruz.

Bu güzel anlatıyı bizimle paylaşan kaleminize ve yüreğinize saygılar sunarım. Siz Blogcu'da da yazmış mıydınız? Yani siz de mi Blogcu'dan geldiniz?

Allah'a emanet olun ve sağlıcakla kalın efendim.

Hamiyet dedi ki...

Bu hikayenin ne duygular üzerine yazıldığını ve nasıl geçmişin izlerini taşıdığını bilirim o bakımdan bu hikayen her zaman ayrı bir yer edecek hafızamda...
Tekrar okumak güzeldi.
Hayırlı geceler diliyorum.

unuttuğum yalanlar dedi ki...

tek kelimeyle mükemmeldi. sanki okumadım, yaşadım.
Saygılar.

Sevgi Damlalarım dedi ki...

sevgili üstad, ilginç bir hayat hikayesi demiycem o kadar çok ki hayatta bu tarz çelişkilerde hayatını devam ettiren.bir yanı sahip ol işte önünde bir fırsat derken, diğer yanı degerlerinden,gururundan yanadır işte bu aslında bir hayat hikayesinin ta kendisidir.sevgi damlalarımdan bir bulut bırakıyorum..sevgi lerrr

suskunbiradam dedi ki...

Tufan....

Sevgili dostum, imece artık yok, salma artık yok, gecelik faizler öyle başdöndürüyor ki dosta yardım da yok.

Deneyin... Çok yakınlarınız olan 100 kişiden 2 şer milyar isteyin karşılıksız. Sadece dostluk, arkadaşlık adına... İsteğinizi belki 5 kişi karşılar...

İşte biz buraya geldik...

Selamlar dostum...

suskunbiradam dedi ki...

hasretsenfonileri....

Keşke bu gibi iç acıtan şeyler olmasa sevgili dostum... Olmasa da Turgaylar, Gülsenler, Tufanlar ve niceleri anlatmasa...

Sevgiler, saygılar...

suskunbiradam dedi ki...

bilge...

Hoyratça davranıp harcayanlara, eğlencede yiyenlere, çocuklarından para kaçırıp başka yerlerde yeyip herşeyini kaybedenlere ben acımam. O; çocuklarının üzerine düşen kabusudur.

Ama devletin hatalı politikalarıyla nice canlar vardan yoka, canlıdan ölüye dönüşmüşler... Keşke sayabilecek kadar az olsa...

Sevgiler...

suskunbiradam dedi ki...

hikayelerdirgeriyekalan....

Yazılarırımın hepsinde yaşanmışlık yüzde yüz vardır. Gerçek olaylardan alırım.

İşte bu hüzünlü olay da yaşanmıştır...

Sevgilerimle...

suskunbiradam dedi ki...

ÇOBAN YILDIZI......

Ben de diliyorum... Hem de gönülden...

Hazır avukat görmüşken bir anımı anlatmak isterim. Kıssadan hisse.. :)

Adamın okul arkadaşıdır. Sonradan o avukat olmuştur. Büyük bir kriz kopar ülkede. Adam batmıştır. bankalardan temerrütler % 350 faizle yağmaktadır. Arkadaşı aklına gelir başka şehirde. gider vekalet verir ve bankanın avukatına beraber giderler. Adam tenligatı almadığını iddia eder. Bankanın avukatı ise muhtar imzalamıştır der. Dost avukat dalar söze:

"Biliyorsunuz bunları işte... Hep yalan söylerler. Sen idare et"...

Adam düşünür... İflas mı daha acıtıcıdır yoksa bu sözler mi? Vekaleti parçalar...

Ben sizin böyle olmadığınızdan eminim... Yazılarınız öyle diyor; ben değil :)

Sevgiler...

suskunbiradam dedi ki...

newbahar........

Sevgili kardeşim benim yazdığım günden beri gözümden gitmiyor ki o sahne...

O sahne hayata küstüren sahne... Aslında gitmeli gözlerden...

Sevgi ve selamlarımla...

suskunbiradam dedi ki...

Recep Altun........

Uzun süre Blogcu denilen vefasız yerde yazdım. Aynı nickle ve aynı şekilde. Önce Sonbaharyesili, sonra bir nedenden dolayı da suskunbiradam... Ama hep nicklerimin altında Turgay oldu... Sonraları Turgay C. oldu. Bu gidişle diğer harfler de gelecek... :)

Sevindim sayfamda sizi gördüğüme...

Selamlarımla...

suskunbiradam dedi ki...

Hamiyet.......

Evet... Sen bu öyküyü ve kişiyi bilensin. Dolayısıyla bu öykünün insan ruhunda bir ders olmasını dilemişimdir hep...

Sevgiler...

suskunbiradam dedi ki...

unuttuğum yalanlar.......

Teşekkür ederim... Çok sevindim.

Selamlar...

suskunbiradam dedi ki...

sevgi damlaları..........

Zaten hayat aslında kişilerin kendilerinin ve diğer kişilerin hayatlarından alınan derslerin bileşkesi gibidir...

Sevgi damlalarınız hiç eksik olmasın...

Teşekkürler...

Sevgilerimle...

Recep Altun dedi ki...

Sayın Hocam, ben de Milli Eğitim teşkilatında uzun yıllar görev yaptıktan sonra emekliye ayrılmış, rütbesiz bir eğitim ordusu neferiyim.
Yazmak ve anlatım bozuklukları ile ilgili bloglarıma yaptığınız ziyaret ve o güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Bu güzel ve değerli yorumlarınızla, bloglarımız daha bir değerleniyorlar. Katkılarınız için tekrar teşekkür ederim.

Elimden geldiğince dilimize ve kurallarına uymaya çalışırım. Asla erinmem ve o sizin de bahsettiğiniz komik ve manasız kısaltmalara asla yer vermem. Ben dilimizi ve Türkçe'mizi seviyorum.

Blogcu'da yazışırken benim rumuzum ra55'ti yani ra55 olarak yazmıştım. Beni Blogcu'da ilk keşfeden: Newbahar ve kapalıkapılar rumuzlu yazan blogcu kardeşlerimdi. Şimdi Newbahar burada da yazıyor ama eşi yazmayı bıraktı herhalde. Ben de çok terk ettim ve tekrar geri geldim. Bir ara Milliyet Blog'da yazdım. Sayın hocam orası çok renkli ve seviyeli bir yazışma ortamı. Orasını her blogcu arkadaşıma tavsiye ediyorum ama, arkadaşlarım alıştıkları yerden bir başka yerlere uzanmayı pek istemiyorlar. Benim oradaki bloğumda halen açıktır. Sadece blog eklemiyorum o kadar. Size hayırlı bir akşam dilerim.
Allah'a emanet olun ve sağlıcakla kalın.

ÇOBAN YILDIZI dedi ki...

:))) Teşekkür ederim.

suskunbiradam dedi ki...

Recep Altun........

Sevindim aynı teşkilattan olmamıza. Çok mutlu oldun.

Haaa... Teşkilat derken diğer okuyanlar zamane tabirleri ile başka teşkilatlar olarak anlamasınlar. Gerçi artık "Teşkilat" değil "Örgüt" denmekte...

RA'yı hatırlıyorum Blogcu'da. Gerçi hiç yorumlaşmamıştık. Ama buna sebep sizin Blogcu'ya geliş günleriniz benim uzun ara verdiğim zamanlardı. Rahatsızlanmıştım.

Yorumlarımdan memnun olmanız beni çok sevindirdi. Zaten Blog çalışmaları benim bakış açımla iki türlü olur. Ya sadece kendi günlüğünüzü tutarsınız, kapalıdır dışarıya. Özellerinizi yazarsınız günlük olarak; ya da düşüncelerinizi paylaşır, birşeyler vermeye ve almaya çabalarsınız...

Tnıştığımıza sevindim...

Selamlar...

suskunbiradam dedi ki...

ÇOBAN YILDIZI.......

Espriyi severim... Umarım meslek adına gücenmediniz bana :))

Biliyorum gücenmediniz... :)

Teşekkür ederim...

Sevgiler...

Yorum Gönder